Enis Bulca

OYUNLARI

- Cankurtaran
(Fazıl Hayati Çorbacıoğlu)

- Pembe Kadın
(Hidayet Sayın)

- Dormen Tiyatrosu 2001
Müzikal Workshop Gösteri

- Ayı
(Çehov - KHEMKB bitirme oyunu)

- Hastalık Hastası
(Moliere - Yapı Kredi Tiyatro Klubü)

-Yalancı Aranıyor

-Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı

-Midirfillik Oyunu

-Müfettiş

 

 

 

NE GÖRÜYORSUNUZ?

Ne görüyorsunuz?
Yataktan kalktığınız andan gece gözünüzü tekrar yumana kadar ne görüyorsunuz?
Mesela tıraş olur veya makyaj yaparken aynaya baktığınızda neyi görüyorsunuz? Aynayı mı, yüzünüzü mü, arkanızdaki duvarı mı? Sokağa çıktınız… Sokak lambası, otomobiller, veya trafiğin yarattığı kaotik dans mı?
Ne görüyorsunuz?
İşinize, okulunuza gittiniz. Baktığınız yerde ne var? Masalar, sandalyeler, kafeteryadaki yağlı yiyecekler, koridordaki saat mi? Notlar, kalemler, çalan telefonlar…
Ne var etrafınızda?
Hadi pekiyi, kaldırın kafanızı şu yazıdan, pencereden dışarı bakın, ne var orada?
Ne görüyorsunuz?
İnsanlar! Hayat! Ben tiyatroyla tanıştığımdan beri bunları görüyorum.



Toplum, gemi azıya almış çılgın bir dokuma tezgahı gibi tıkır tıkır dokuyup duruyor sihirli bir kumaşı. Hepimiz kendi çıkrığımızda bir ipliğini eğiriyoruz kendi rengimizi de içine katıştırarak. Kimimiz daha parlak, daha bilinçli, daha özden, daha içten yapıyoruz bu zorunlu fedakarlığı, kimimiz de daha az farkında olarak, daha özensiz ve can sıkıntısıyla…
Ama gün be gün öyle bir yanar döner doku çıkıyor ki ortaya… Müthiş! Harika! Heyecan verici hatta zaman zaman düpedüz mutluluktan ağlatan! Ama aynı zamanda ürkütücü! Çarpıcı! Tekinsiz! Elimize alıp hissetmek şöyle dursun, sanki çok derinine, derin derin bakarsak göreceğimiz şey bizi allak bullak edip sonsuz bir karmaşada kaybedecekmiş gibi…
Eh, biz de bakmayıveriyoruz. Saklanıveriyoruz bir bahanenin arkasına : “Zamanım yok.” diyoruz. “Daha çok erken.” veya “Zaten çok geç.” diyoruz. “Bana ne?” , “Sana ne?” , çok zorlanırsak “Aman, kime ne?” diyoruz. “Çok mutluyum”, “Çok üzgünüm”, “Çok kızgınım”, “Çok biliyorum”, “Çok cahilim” deyip (çoğu zaman otomatik olarak ve farketmeden), kaçırıveriyoruz gözümüzü hayat denen o muhteşem dokumadan. Bakamıyoruz bizim yüzümüzden varolan ve bize aldırmadan dönüp duran desene.



Yine de arada sırada, apansız…
Çevresindekiler ne olduğunu hayretle fark edene kadar sessiz sedasız…
Mucize gibi, birileri çıkıyor ortaya. Bakmaya cesareti olan, sadece bakmakla yetinmeyip hayatı görmek için, hem de ta içini, özünü görmek için önlenemez bir istek duyan, onunla da yetinmeyip gördüklerini insanlarla paylaşmak için kendini paralayan bir avuç “deli”…
Sanatçılar!
Alıyorlar hayat kumaşını ellerine, bazen ürkek, bazen cesur, başlıyorlar işaretleyip biçmeye! Kim, neden, nasıl hangi ipi eğirmiş, bu makinede nasıl dokunmuş bu kumaş… Didik didik analiz ediyorlar!
Sonra başlıyorlar yeniden dikmeye; tüm o renkleri kendi dehalarınca, yeteneklerince yeniden sentezlemeye… O gözünüzün ucuyla bile bir bakış atmaya çekindiğiniz girdap bir de bakmışsınız üstünde yıldızlar yanıp sönen göz alıcı nefis bir kıyafet olmuş.
Ya da dilek ağacına bağlanan bir çaput... Veya sadece zeki insanların görebileceği kralın yeni elbiseleri, üzgün ve şaşkın bir prensin elindeki cam ayakkabı, hatta uçan bir halı…
Veya Mona Lisa, Kaplumbağa Terbiyecesi gibi tablolara; Topkapı Sarayı, Tac Mahal gibi mimari anıtlara; Anabel Lee, Şeyh Bedrettin Destanı gibi şiirlere; Davut heykeline, Sefiller romanına, Beşinci Senfoni’ye dönüşmüş yetenekli ellerde.



Bu cesur insanlardan bir kısmı da diyorlar ki: “Biz de bu hayatı dokuyan ipliğin kaynağını, İNSANI, onun hallerini, düşüncelerini, duygularını ele alıyoruz. Öyle bir elbise dikeceğiz ki bu kumaştan, içinde siz, biz, hepimiz; en saf, en masum, en korkunç, en kirli, en kaba, en hassas taraflarımızla birebir yansıyacağız. Sizi size anlaşılır kılmak amacımız… Sözlerinizi, davranışlarınızı alacağız… Evrenselliği yakalamak için çapaklardan arındırıp berraklaştıracağız onları. Sonra kurgu yaşanmışlıklar oluşturacağız bunlardan ve sizi size sunacağız. … Kendinize bakın diye… Kendinizi görün diye…” Ve farkındalığın bu kararlı öncüleri ilk insanın ilkel törenlerinden Aristoteles’e, Shakespeare’den Brecht’e, kabilesini kutsamak için dans eden şamandan Afife Jale’ye, yüzyıllar içinde TİYATROyu bir sanat olarak geliştirmeye özveriyle, inatla devam ediyorlar.



Eğer içinizde zor duyulan bir fısıltı aslında hayatın sadece yaşayıp gitmekten ibaret olmadığını söylüyor, ama o sesi duymak, dinlemek zor geliyorsa…
Çocukluğunuzun huzursuz hayali, geceleri başucunuzda durup mahzun bakışlarla, sizi tatlı bir özlemle dolduran ifadesiyle oyuna çağırıyor, ama siz garip bir suçlulukla bakışlarınızı kaçırıyorsanız…
Öğretmeniniz, yöneticiniz, hatta sevgiliniz, eşiniz sizi öfkelendirdiğinde karşınızdaki kişiyle aranıza tül bir perde gibi gerilen o çözülmez çaresizliğiniz yüzünden duygularınızı bastırıyor ama o perdenin üstündeki resmin kime ait olduğunu çıkaramıyorsanız…
Ve bunun gibi onlarca insani merak dilinizin hemen ucunda, görüşünüzün hemen dışındaysa…
Ama söze dökemiyor, bakamıyor ve göremiyorsanız…
Sanatla, ama özellikle tiyatroyla mutlaka ama mutlaka ilgilenin! İsterseniz izleyici olarak kendi renginizi başkalarının ipliklerinden oluşan kumaşlarda yakalamaya çalışın, ya da dilerseniz oyuncu, yönetmen veya oyun yazarı olarak bir adım daha ileri gitmeyi, kendinizi ortaya koymayı deneyin.
Ne olacak biliyor musunuz?
Sabah aynadan size bakan yüzünüzdeki yeni güne ilişkin umudu (kendimizi kandırmayalım belki de umutsuzluğu) , trafik koşuşturmasındaki insanların yarattığı garip enerjiyi, her gün belki de ayaklarınızı sürüyerek gittiğiniz okulunuz veya işyerinizdeki (dedikoducu arkadaşlar ve anlayışsız öğretmenler veya yöneticiler dahil) insanların yarattığı tanıdık atmosferin üstünüzdeki sakinleştirici etkisini fark edecek ve şaşıracaksınız. Ve daha bir sürü başka insanlık hali yavaş yavaş sizin için muamma olmaktan uzaklaşacak.
Bir yazı okurken kafanızı kaldırıp dışarı bakacaksınız ve…



Ne görüyorsunuz?

Enis Bulca / AÇIKÇA Eylül 2009

 
Anasayfa | Tiyatro Açıkça | Eğitimlerimiz | Oyunlarımız | Kadromuz | Foto Galeri | Oyunculuk Eğitimi | Çocuklara Drama Eğitimi | Diksiyon Kursu
Konservatuvara Hazırlık | Tiyatro Eğitimi | Profesyonellere Drama | Kısa Film Çalışmaları | Sertaç Ayvaz | Barış Manço Kültür Merkezi | Tiyatro Atölyesi | Sahne | İletişim
© Açıkça Eğitim Sanat - 2008 // Webmaster // Onur KAPLAN