SEZONA VEDA
En çok farketmeden veda etmeyi seviyorum. Son kez gördüğüm kişilerin boynuna sarılmak o kadar zor geliyor ki... Çok sevdiklerim bir gün dünyadan göçtüğünde yanımda olmazlarsa, hatta onları uzun süredir görmediysem hep güzel gülüşleri kalıyor gönlümde.
Şimdi yine bir tiyatro sezonu kapanırken oyunlarımla vedalaşma zamanı yaklaşıyor. Çok zor, çok sıkıcı. Her biri benim çocuklarım gibi. Ama çok az zaman sonra uzaktan bir kuzenimmiş ya da ailemden kaybettiğim bir büyüğümmüş gibi hatırlayacağım. Amatör kameralarla yapılmış kayıtlara baktığımda kulisteki can dostlarımı sahnedeki rol arkadaşlarımı hatırlayıp içimi çekeceğim. Bir de her geçen gün fiziksel ve ruhsal değişimler geçirdiğimi o kayıtlara bakarken farkedeceğim.
Bu sezon üç oyunum, yani üç dostum vardı. Bir tanesi zamanın nasıl akıp geçtiğini farketmeden bitti bile. Onunla vedalaşamadım. Vedalaşsaydım ağlardım biliyorum. Çünkü o benim en sevdiğimdi. Diğerlerini kıskandırmamak için hiç çaktırmamıştım ama ne yapayım. Oydu bana tüm mutlulukları yaşatan. Su gibi aktı, ellerimden kaydı ve gitti.
Diğer ikisi de geçen hafta gittiler. Onların biteceklerini gideceklerini biliyordum. O yüzden hem kostümlerime hem de aksesuarlarıma bir ayrı baktım.
Oyun paralarının üzerindeki şişman gözlüklü adam, ucu kopmuş tüy kalemim, bir tutam saman kağıt, plastik güneş gözlüğü, mendilim, puro, takma sakalım hepsi son kez kullanıldı ve bir sene boyunca muhafaza edildikleri yerlerden kalktılar. Artık hepsi özgür. İstedikleri yere gidip istedikleri yerde kalabilir hatta saklanabilirler.
Bu yıl 27 Mart'ta şunu düşündüm. Koskocaman bir akvaryumun içindeyiz. Bizim tek tutkumuz yüzmek. Dalgaları severiz. Zıplarız hoplarız yorulmak bilmeyiz. Tek farkımız kuvvetli hafızamız, balıklardan. Hep çabalıyoruz, hep yüzgeçler hareket halinde...
Bu çabalamalar bana bizim ustalarımızı hatırlatıyor. Zamanın Tozu Pudra diye bir kitap var. Bu kitabın yazarı ve fotoğrafçısı Okan Bayülgen yirmi üç kişiyi anlatmış bize. Bu yirmi üç kişi doğrularıyla yanlışlarıyla bize bu günlerin zeminini hazırlayanlar. Ferhanlar, Yıldızlar, Hadiler, Haldunlar, Macideler... Daha doğrusu kitap çıktığında hala dünyada olanlar... Bir sürü kişi de çok önceden ayrıldılar aramızdan.
İşte bu ustalar bize devrettiler bayrağı. Göğsümüzü gere gere taşıyoruz ve her birimiz birer boynuz olarak kulakları geçme mücadelesi veriyoruz.
Onlara o kadar büyük bir minnet ve saygı duyuyorum ki anlatamam. Tabii ki onları bu günlere getiren canımız seyircilerimize de...
YETER ARTIK DAYANAMAYACAĞIM, YENİ SEZON BAŞLASIN!!!
Barış Kıralioğlu / AÇIKÇA Mart 2010
|